Beyin Damar Hastalıkları Beyin insan vücudunda yer alan en komplike organlardan bir tanesidir. Tüm vücudun yönetim, birim, bilinç merkezi, ana işletim mekanizmasıdır. Vücutta yer alan organizmaların işlevlerini denetler, duyum ve diğer faaliyetlerin gerçekleşmesinde rol oynar. Kafatasının üstünde, beyin zarı denilen maddeyle çevrimi iyi yarım sinir küresinden oluşan bir organdır. Sinir hücreleri olan nöron ve bağlantı noktaları olan sinapslarla birbirine bağlı olan beyin, tüm algılama, düşünce, duygu mekanizmalarının yaşandığı organdır. Bu kadar karmaşık bir organda elbette sağlık için tehlikeli durumların yaşanması da söz konusudur. Beyin damar hastalıkları da bu kategoride incelenmesi gereken hastalıklar grubudur. Beyin Damar Hastalıkları Beyin damar hastalıkları, beyin damarlarının birtakım sebeplerden kaynaklı olarak tıkanması, daralması veya yırtılmalar neticesinde içerideki kanın dışarı çıkması sonucu meydana gelmektedir. İnme olarak adlandırılan durumlar da beyin damar hastalıkları arasında yer almakla birlikte, beyin damarlarındaki tıkanma ve daralmalar sonucu damarın bir şekilde yırtılarak kanın beynimizin içine aktığı durumlar beyin kanaması olarak adlandırılmaktadır. Beynin günlük yaşamda üstlendiği görevler saymakla bitmez. Beyin damar hastalıklarıyla bu görevler aksayabilir ve kişi için problemli senaryolar oluşabilir. Beyin damar hastalıkları, bilinçte bozukluk, felç, kısmi felç, konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, denge kaybı gibi çok sayıda problemle karşı karşıya bırakabilir. Çünkü beyin damar hastalıklarıyla birlikte beyin fonksiyonlarında tahribat meydana gelebilir ve beyin tam kapasitede sağlıklı bir şekilde çalışamaz hale gelir. Beyin Damar Hastalıklarına Karşı Savaşın Önemi Beyni etkileyebilecek hiçbir faktör hafife alınmamalıdır. Beyin damar hastalıklarının olağan veya geçici süreçler içerdiği sanmak büyük bir yanılgıdır. Bu tip durumlarla karşılaşmış hastalar, alanında uzmanlaşmış doktorlarıyla birlikte yaşadıkları problemi kontrol altına almakla kalmamalı ve ileride oluşabilecek her türlü komplikasyon için önemlini almalı, tedavisini olmalı ve gerekirse hayat tarzını değiştirmelidir. Ancak bu şekilde ileride çok daha tehlikeli olabilecek ancak şu an hafif görünen durumlar tamamen kontrol altında tutulabilir. Beyin damar hastalıklarına gereken önemin gösterilmesi şiddetle önerilmektedir çünkü beyin damar hastalıkları kalp ve kanser hastalıklarından sonra dünyada en çok ölüm sebebinin gerçekleştiği durumları oluşturmaktadır. Aynı zamanda hasar verme, vücutta tahribat bırakma sıralamasında birinci sıradadır. Nöroloji branşının ilgilendiği hastalıklar içinde beyin damar hastalıkları en sık rastlanan hastalık grubudur. Beyin damar hastalıkları her yaş grubundan insanda görülebilmektedir ancak ilerleyen yaşlarla birlikte risk faktörü artmaktadır. Ayrıca kişi mevcut hastalıkları sebebiyle de beyin damar hastalıkları risk grubunda olabilir. Bu sebeple özellikle yaşlı bireylerin çeşitli taramaları düzenli olarak yaptırmaları önerilmektedir. Beyin Damar Hastalıklarının Önüne Geçmek Mümkün Müdür? Günümüzde hala bu konuyla alakalı çeşitli teşhis ve tedavi araştırmaları sürmektedir. Beyin damar hastalıkları yüksek oranda sakat bırakma riski içermesiyle birlikte, yaşamı tehdit edici etkileri de çok yüksektir. Bu sebeple hala bu alanda ciddi araştırmalar yapılmaktadır. Şu anda beyin damar hastalıklarına yakalanmamak adına yapılabilecek çözümler, buna sebep olacak diğer hastalıkların tedavileri üzerinden gerçekleşmektedir. Beyin damar hastalıkları için kişinin risk grubunda olması ileri yaşından kaynaklı olabilir ancak halihazırda sahip olduğu hastalıkların da etkisi büyüktür. Özellikle hipertansiyon gibi kan basıncını yükselten ve damarlara zarar verme etkisi bulunan hastalıklar tehlike yaratabilir. Ayrıca hiperlipidemi, diyabet, obezite, hiperürisemi gibi hastalıkların da beyin damar hastalıklarını tetikleyici özellikleri bulunmaktadır. Beyin damar hastalıkları genetik olarak taşınan birtakım problemler üzerinden de gerçekleşebilir. Bireyin genetik kodunda bu rahatsızlıklara yatkınlık olabilir, ailedeki kalp hastalıkları, enfeksiyon öyküleri bu tip rahatsızlıkların temelini atabilir veya birey doğuştan gelen damar problemlerine sahip olabilir. Bu tip durumlar olduğunda kişi daima kontrol altında tutularak daha büyük problemlerin önüne geçilmesi mümkündür. Yani beyin damar hastalıklarında savaşla en önemli faktörlerden biri, tehlike oluşturabilecek mevcut hastalıkların iyileştirilmesidir. En önemlisi kişi sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıkların tüketimiyle vücutta anormalliklerin oluşumuna sebebiyet verebilir ve çeşitli damar rahatsızlıklarına davetiye çıkarabilir. Kötü alışkanlıklar ve aktivitesiz bir hayat çok sayıda hastalıkla karşı karşıya gelme ihtimalini artıracaktır ve bu hastalıklar çeşitli beyin damar hastalıklarını tetikleyebilir. Kişi sağlığı için bu tip kötü alışkanlıkları bırakmalı, rahatsızlıkları konusunda bilinçlenerek vücudunda oluşabilecek komplikasyonları öğrenmeli ve günlük yaşamını buna göre dizayn etmelidir.
DevamıBeyin ve Omurilik Tümörleri Beyin Tümörü Beyin tümörü beyinde yer alan hücrelerde çeşitli anormallikler yaşanması sonucu görülmektedir. Vücudumuzun en karmaşık organlarından biri olan beyin, çok sayıda göreve sahiptir ve kritik işlevleri yerine getirmektedir ancak beyin tümörü gibi rahatsızlıklarla zarar görebilir. Beynin dokusu, zarı, sinirleri, kemiği ve kas dokusundan oluşan beyin tümörleri birincil yani primer beyin tümörleridir. Vücuttaki başka bir organdan kaynaklı olarak oluşan ve beyinde vuku bulan tümörler ise ikincil yani sekonder beyin tümörleridir. Her iki tümör çeşidi de çevrelerindeki ödemle birlikte beyinde ağır tahribata yol açabilirler. Beyin tümörü oluşumunun hücresel sebeplerinden biri beyin hücrelerinin standart süreçte oluşup, gelişip, büyüyüp yaşlanan hücrelerin yok olmamasıdır. Normalde hücreler gelişimini tamamladıktan sonra ölürler ve yerlerini yeni hücreler alır. Bazı durumlarda ise hücreler kontrolsüz şekilde çoğalmaya başlarlar ve bu ihtiyaç fazlası hücreler de beyin tümörünü oluşturabilir. Ancak unutulmamalıdır ki her tümör kanserli anlamına gelmez, vücudun koruma mekanizması devreye girdiğinde iyi huylu tümörlerin oluştuğu da gözlemlenmiştir. Beyin Tümörü Tipleri Nelerdir? Birincil beyin tümörleri yani doğrudan beyin hücrelerinden kaynaklı gelişen beyin tümörleri iyi huylu ve kötü huylu olarak ikiye ayrılmaktadır. İkincil yani sekonder olarak adlandırılan ve asıl oluşumu vücudun farklı organlarından kaynaklı tümörlerse ayrı bir kategoride değerlendirilir. Bunlara metastaz denilmektedir. Beyin Tümörü Görülme Nedenleri Nelerdir? Beyin tümörlerinin net sebebi henüz bilinmemekle beraber, genetik olarak insanlarda beyin tümörü oluştuğu gözlemlenmiştir. Cinsiyete göre değerlendirildiği zaman erkeklerde beyin tümörü görülme olasılığı kadınlara göre daha fazladır. Aynı zamanda her yaş grubundan bireylerde beyin tümörü görülebilir, ancak ilerlemiş yaşın beyin tümörü olasılığını artırdığı da gözlemlenmiştir. Beyin Tümörü Belirtileri Nelerdir? Beyin tümörü çeşitli belirtilere sahiptir ancak bu belirtiler farklı hastalıklarla bağlantılı olabilir veya insanlar tarafından önemsenmeyebilir. Dolayısıyla yaşadığınızda size doğrudan beyin tümörü işaret edecek bir belirti söz konusu değildir. Baş ağrısı, bulantı, kusma, çift görme, bulanık görme, bayılma, dengede kalmada zorlanma ve birtakım yürüyüş bozuklukları, kollarda ve bacaklarda hissizlik, güç kaybı, unutkanlık başlangıcı, kişilikte farklılaşmalar ve konuşma problemleri beyin tümörünün başlıca belirtileridir. Bu belirtilerden bazıları farklı hastalıklara yorulabilir veya günlük yaşantısının bir getirisi olarak düşünülebilir ancak her biri hem farklı hastalıkların hem de beyin tümörünün habercisi olabilmektedir. Bu sebeple özellikle bu yakınmaları şiddetli yaşayan bireylerin kontrole gitmeleri önerilmektedir. Beyin Tümöründe Tanı Uygulamaları Nelerdir? Günümüz tıbbının geldiği nokta ve teknoloji imkanlarıyla beyin tümörü tanısı koymak oldukça kolaylaşmıştır. Kişinin sahip olduğu belirtiler doğrultusunda doktora başvurduktan sonra nörolojik muayene aşamasına geçilir. Günümüzde görüntüleme yöntemleri tümörlerin boyutu, cinsi ve yerleştiği noktayla alakalı çok sayıda bilgiye ulaşılmasını sağlar. Beyin tomografisi ve manyetik rezonans ölçümü bu görüntüleme yöntemlerinin başlıcalarıdır. Kontrol altında tutulan ve belirli periyotlarla izlenen tümörlerin boyutlarında ve şekillerinde oluşan farklılıklar neticesinde doktor biyopsi uygulaması talep edebilir. Bazı durumlarda tümör teşhis edildiği anda biyopsi uygulanabilir. Biyopsi uygulamasıyla tümörün olabilecek en kapsamlı analizi gerçekleştirilir. Beyin Tümöründe Tedavi Uygulamaları Nelerdir? Beyin tümöründe birkaç farklı tedavi uygulaması vardır. Tümörün yer aldığı bölge, tümörün boyutu, tipi ve hastanın diğer kişisel özelliklerine göre tedavi yöntemi belirlenmektedir. Bu tedavi yöntemleri cerrahi, radyoterapi ve kemoterapidir. İyi huylu tümörlerin cerrahi yollarla çıkarılması günümüzde başarı oranı oldukça yüksek bir operasyondur. Eğer iyi huylu tümörün tamamı cerrahi operasyonla çıkarılırsa ek bir tedavi uygulamasına gerek kalmadan problem çözülmüş olacaktır. Kötü huylu tümörlerde ise süreç bu kadar hızlı sonuçlanmayabilir. Cerrahi operasyon ardından kötü huylu tümör tam olarak alınamayabilir ve bu durumda mutlaka radyoterapi veya kemoterapi uygulamalarına başvurulmaktadır. Radyoterapi uygulamaları çoğunlukla ameliyattan sonra başlanan tedavi uygulamaları olmakla birlikte bazı durumlarda ameliyatsız radyoterapi müdahalesi de yapılabilir. Burada amaç yüksek enerjili ışınlar kullanılarak problemli dokuların duraklatılması, kontrol altına alınması, küçültülmesi ve yok edilmesi amaçlanır. Bu işlemler esnasında sağlıklı beyin dokusuna zarar vermemek oldukça önemlidir. Omurilik Tümörleri Omurilik, beyin ile kol, gövde ve bacaklar arasında iletişim sağlayan ve beyinde gelişen aktivitelerin bu bölgelere taşınmasını sağlayan sinir dokusundan meydana gelmektedir. Omurga ise bu yapının korunmasını sağlayan 23 tanesi hareket edebilen toplam 33 kemikten oluşan bir sistemdir. Dolayısıyla vücudun oldukça kritik bir bölgesidir. Omurga iskelet sisteminin temelini oluşturan yapıdır ve ondan bağımsız hareket dahi etmek mümkün değildir. Elbette bu yapının çeşitli hastalıklarla tahribat görmesi muhtemeldir. Omurga, omurilik ve buna bağlı yapılar üzerinden gelişen tümörler omurilik tümörleri olarak adlandırılmaktadır. Boyun, sırt, bel ve kuyruk sokumu gibi omurga boyunca uzanan her bölgede gelişebilen omurilik tümörleri iyi huylu veya kötü huylu olabilirler. Diğer tümör rahatsızlıklarında olduğu gibi vücuttaki hücrelerin kontrolsüz hareketlerinden kaynaklıdırlar. Hücrelerin vücutta çok sayıda işlevi vardır ancak bu işlevlerini sürdürürken büyür, gelişir, yaşlanır ve yok olurlar. Yok olan hücrelerin yerine yeni hücreler gelir. Bazı anormal durumlarda hücreler yok olmayabilir veya yerine gelen hücreler kontrolsüzce çoğalarak ihtiyaç fazlası bir hücre grubu oluşturabilir. Bu durumlar tümör oluşumuna sebebiyet vermektedir. Omurilik tümörleri, omurilik, omurga ve buna bağlı sistemlerden kaynaklandığı gibi; bazı durumlarda diğer organların anormallikleriyle oluşan ve omuriliği etkileyen tümör gelişimleri de söz konusudur. Omurilik Tümörü Belirtileri Nelerdir? Omurilik tümörünün başlıca belirtisi bulunduğu bölge merkezli olarak ortaya çıkardığı ağrılardır. Ağrı genellikle tümörün kendisinden kaynaklı gelişmez. Tümörün bulunduğu konumdaki varlığından kaynaklı olarak yapılan hareketler üzerinden ağrı oluşur. Dolayısıyla aktivite arttıkça buradaki ağrının boyutu da artar. Omurilik tümörleriyle birlikte ayrıca kol ve bacaklarda kuvvet ve his kaybı yaşanabilir. Göğüs bölgesinde, kollarda ve bacaklarda uyuşmalar meydana gelebilir. Yürüme zorlukları başlayabilir. Skolyoz gibi rahatsızlıkların tetiklenmesine neden olabilir. Omurilik kol, bacak gibi alanlarla beyin arasında ilişki kurduğu için bu tip rahatsızlıkların yaşanması oldukça muhtemeldir. Omurilik tümörleriyle birlikte ayrıca ağrı ısı duyusunda azalma, bağırsak ve mesane kontrolünde dengesizlik ve felç durumu yaşanabilir. Omurilik Tümörü Teşhisi Öncelikli olarak çeşitli yakınmalarla doktora başvuran hastaların muayenesi gerçekleştirilir. Günümüz teknolojisinin ilerlemesi ve tıbbın geldiği noktada tümörlerin tespit edilmesi oldukça kolaydır. Muayene ve doktor-hasta diyalogu üzerinden çeşitli görüntüleme tetkikleri talep edilebilir. Bunların en çok başvurulanları manyetik rezonans görüntülemesi ve tomografidir. Ayrıca elektromyelografi yani EMG de ek tetkik olarak talep edilebilir ve cerrahi uygulamaların planlamasında fayda sağlar. Omurilik Tümörü Tedavisi Omurilik tümörü eğer iyi huyluysa genellikle cerrahi operasyonla dışarı çıkarımı sağlanır. Bu işlem başarı oranı oldukça yüksek bir cerrahi uygulamadır ve genelde tam iyileşme sağlanması mümkündür. Kötü huylu tümörlerde ise tedavi uygulamaları farklılaşabilir. Öncelikle omurilik tümörü kötü huyluysa, onun tipinin belirlenmesi esastır. Bu şekilde tüm tedavi uygulamasının planlamasına başlanabilir. Bunun için tümörden parça alınarak detaylı analizi yapılabilir. Hastanın genel durumunda ciddi anlamda negatif etkiler başlamışsa tedavi işlemleri doğrudan cerrahi uygulamalarla başlayabilir. Omurilik bölgesinde ameliyat gerçekleştirmek demek mikrocerrahi uygulamalarının kullanılması demektir çünkü bu bölgede çok sayıda sinir bulunmaktadır ve en küçük problem bile büyük etkiler yaratabilir. Dolayısıyla omurilik tümörü ameliyatlarında nöromonitörizasyon yapılır, bu sistem olası kötü zararların takibini yaparak öncesinde doktoru yönlendirecek bilgileri sunabilir. Omurilik tümörlerinde cerrahi operasyonda başarı kritiktir, bu sebeple alanında profesyonel operatörlerle çalışılması oldukça önemlidir. Radyoterapi ve kemoterapi gibi diğer tedavi uygulamaları da elbette omurilik tümörleri için de kullanılabilir. Burada tümörün cinsi, oluşumu, şekli ve boyutuna göre; ayrıca hastanın kişisel durumuna göre uygun olan yöntem seçilir.
DevamıOmurga Hastalıkları İnsanlar omurgalılar sınıfına mensup canlılardır ve omurga vücudun ortasında yer alan adeta merkez niteliğinde bir bölgedir. Vücudun ana direği olarak betimlenen omurgamız, vücut şeklimizin var olmasından tutun hareket kabiliyetimize kadar çok sayıda faaliyetin başrol oyuncusudur. Bu sebeple omurga hastalıklarıyla boğuşmak demek kalıtsal ve edinsel zararlar verdiği gibi hareket kabiliyetimizde de problem oluşacağı anlamına gelmektedir. Omurilik Omurganın en kritik parçalarından biri omurilik olarak açıklanabilir. Omurilik vücudumuzun yönetim sistemlerinden biridir ve tüm sinir ağlarının merkez noktasıdır. Omurga omurilikten başlayarak gövde boyunca müthiş bir koruma sağladığı gibi hareket kabiliyetimiz, tüm eylemlerimiz de omurga sayesinde gerçekleşir. Dolayısıyla işlev bakımından değerlendirildiğinde vücudumuzun en kıymetli noktası olan omurga bölgesi omur olarak adlandırılan parçalarla birbirine kenetlenmiş ve oldukça sağlam bir mekanizmadır. Ancak çeşitli hastalıklarla farklı bölgelerinde yıpranma meydana gelebilir ve bunun sonucunda sinir işlevleri başta olmak üzere hareket kabiliyetini de güçleştiren aynı zamanda estetik olarak hoş olmayan görüntüler oluşturan durumlar yaşanabilir. Omurga Hastalıklarının Ortaya Çıkma Nedenleri Nelerdir? Omurga hastalıkları bazı durumlarda sonradan yaşanabileceği gibi bazen de doğuştan itibaren yaşanabilirler. Doğuştan olduğu takdirde yalnızca estetik bir problem olmakla kalmaz, omurga ve çevresindeki önemli organlarda tam kapasiteyle çalışamama problemi vuku bulabilir. Elbette her zaman doğuştan değil büyüme çağında da bu problemlerle karşılaşılabilir. Özellikle omurga çevresindeki kasları uyaran sinirler ile alakalı bir problem yaşanıyorsa kişi zamanla kamburlaşacak, dik duramaz hale gelecektir. Son olarak yaşlı insanlarda da omurga hastalıkları görülmesi çok muhtemeldir özellikle yaşa bağlı olarak zayıflayan sinir, kas ve kemik grupları problemli sonuçlar ortaya çıkarabilir. Omurgamız bütün bir hayat boyunca vücudu çeken bir mekanizma olduğu için de yaş ve yaşlılıktan en çok etkilenen bölgelerindendir. Aşınma, yıpranma, kireçlenme gibi çeşitli problemlerin sonunda kamburlaşma, hareket kaybı, ağrılı yakınmalar gibi süreçler başlar ve günlük faaliyetlerin gerçekleşmesi güçleşir. Yalnızca yaşla ilgili olmayan çok sayıda omurga hastalığı günümüz dünyasını sarmıştır, özellikle yapılan işler veya bilgisayar çağının getirdiği uzun süreli bilgisayar aktiviteleri oturuş bozukluğunun yaşanmasına sebebiyet verir. Oturuş, duruş, yatış pozisyonlarında yeterince bilinçli olmayan insanlar da omurgalarına günden güne zarar verdiklerinin farkında değillerdir. Bel ve boyun omurlarında yaşanan fıtıklaşmaların yoğunlaşması buna bir örnektir. Dış faktörlerin etkisi, kazalar ve buna bağlı kırık gibi travmalar da çeşitli omurga hastalıklarına sebebiyet verebilir. Omurga hastalıkları başta skolyoz, kifoz ve spondilolistezis olmak üzere omurga kırıkları gibi çok sayıda rahatsızlığı içermektedir. Bu hastalıklar çoğunlukla cerrahi müdahaleler ve bunları takip eden fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarıyla tedavi edilmektedir. Skolyoz Nedir? Omurgada gerçekleşen skolyoz hastalığı omurganın eğilmesi olarak açıklanabilir. Göğüs ve bel bölgelerinde gelişen bu eğilme kifoz ile beraber paralel olarak da gelişebilir. Skolyoz temelde yana eğilme durumlarını açıklamakta olan bir hastalıktır. Skolyoz hastalığı genelde küçük yaşta ortaya çıkmaktadır. Ergenlik dönemine girilen büyüme çağının 10 yaş civarında daha sık başladığı bilinen rahatsızlığının oluşumundaki etmenler net olarak saptanamasa da anne karnındaki eksikliklerden kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Kifoz Nedir? Daha çok kamburluk olarak değerlendirilen kifoz hastalığı skolyoz gibi yana eğilme değil omurgadaki öne eğilmeyi açıklamaktadır. Çoğunlukla sırtta yer alan torasik omurlarda ortaya çıkan kifoz, omurganın farklı bölgelerinde de meydana gelebilir. Hastalık gelişim sürecinde omurların sahip olduğu dikdörtgen şeklini kaybetmeleri kambur görüntünün ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hastalık tedavi edilmediği takdirde tehlikeli süreçler ortaya çıkarabilir. Spondilolistezis Nedir? Omurgamız birbirine bağlanan çeşitli bağlar ile desteklenmiş ve üst üste sıralanmış dayanıklı omurlardan oluşmaktadır. Ancak spondilolistezis hastalığında bu üst üste gelen kusursuz yapı paralel bir şekilde ilerlemek yerine bazı omurların öne doğru kaymasıyla halk arasında bel kayması olarak bilinen bu hastalığı oluşturur. Bu kayması ile birlikte de omurga içinde yer alan omurilik sıkışır ve bacaklarda ağrı, uyuşukluk gibi belirtiler ortaya çıkarır.
DevamıÇocukluk Çağı Beyin ve Sinir Hastalıkları - Pediatrik Nöroşirürji Çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıkları birimi, bir diğer adıyla pediatrik nöroşirürji henüz anne karnındayken başlayan ve ergenlik dönemlerine kadar devam eden çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıklarının teşhis ve tedavi uygulamalarını yapmaktadır. Çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıkları çok sayıda kritik hastalığı kapsamakla birlikte, hastaların hayatlarının sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi ve ileri yaşlarda çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıkları sebebiyle problem yaşamaması için mutlaka tedavi edilmelidir. Sürekli takip ve müdahale ile çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıklarında tedavi imkanları geliştirilmiştir. Toplumda yaygın görülen beyin ve sinir hastalıkları ülkemizde de sıklıkla görülmektedir. Bu sebeple bu tip durumlarla karşı karşıya olan çocuklar ve ebeveynleri mutlaka tam donanımlı, profesyonel hastane ve ekiplerle çalışmalı ve hastanın sağlığının iyileştirilmesi için mücadele etmelidir. Beyin ve sinir hastalıklarına dair yaşanan gelişmeler, elbette çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıklarının çözümünde de yenilikler getirmektedir. Modern tıbbın takibi ve tedavi süreçlerine entegre edilmesi, tıp teknolojisinde yaşanan gelişmeler kapsamında çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıklarında aksiyon alınması oldukça önemli bir husustur. Ancak bu yollarla çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıklarında teşhis ve tedavi süreçlerinde başarılı sonuçlar elde edilebilir. Pediatrik Nöroşirürji Nedir? Doğum sürecinde veya sonradan meydana gelen beyin ve sinir hastalıklarıyla ilgilenir. Anne karnından 18 yaşına kadar olan süreçte tüm çocuklar pediatrik nöroşirürji kapsamında değerlendirilir, teşhis ve tedavi süreçlerine dahil olur. Çeşitli tedavi yöntemleri ve cerrahi girişimler de yine Pediatrik Nöroşirurji kapsamında gerçekleştirilir. Başta beyin ve omurilik tümörleri olmak üzere, çeşitli damar hastalıkları, beynin su toplaması olarak bilinen hidrosefali ve yenidoğanlarda sıkça görülen bir hastalık olan spinal disrafizm yani bel açıklığı en sık rastlanan hastalıkların başında gelmektedir. Pediatrik Nöroşirürji Hangi Hastalıkları İçerir ve Bu Hastalıklar İçin Hangi Adımlar Atılmalıdır? Doğumsal beyin kanamaları, doğumsal sinir sistemi bozuklukları, beyin omurilik sıvısındaki artış, omurga şekil bozuklukları, kafa ve omurilik yaralanmaları, omurilik ve damarsal hastalıklar, kafatası şekil bozuklukları ve kraniyosinostozlar, spina bifida omurga ve omurilik kapanma defektleri, epilepsi ve diğer hareket bozuklukları, çocukluk çağı beyin ve omurilik damarsal hastalıkları-anevrizma, arteriyovenözmalformasyonlar ve moya moya hastalığı, çocukluk çağı hareket bozuklukları, distoni ve spastisite, yenidoğan doğumsal beyin kanamaları gibi çok sayıda hastalığa pediatrik nöroşirürji branşı tarafından anne karnından 18 yaşına kadar olan süreçte tüm çocuklara teşhis ve tedavi uygulamaları yapılmaktadır. Öncelikli amaç bu hastalıkların ortaya çıkarılması ve çocukların beyin ve sinir sistemi gelişimlerinin sağlıklı devam edebilmesidir. Sinir sistemi gelişmesi anne karnında başlayan bir süreçtir ve dolayısıyla çeşitli takip aşamalarına bu esnadan itibaren başlanmalıdır. Çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıklarında erken teşhis ve tedavi uygulamaları için bilinçli bir doğum süreci ve çocuğun büyüme evresinde de farkındalığı yüksek davranışlar gerekmektedir. 2 yaşına kadar devam eden sinir sistemi gelişimi eğer bu evrede bir hastalıkla mücadele ediyorsa çok sayıda farklı hastalığın oluşumuna gebe bir durum söz konusu demektir. Dolayısıyla doğumdan önce gerekli kontrollere başlanmalı ve daima belirli periyotlar ile devam ettirilmelidir. Bu şekilde çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıklarının bir kısmı önlenebilir ve bazılarının da doğumdan sonra teşhisi yapılarak derhal tedavi çalışmalarına başlanabilir. Bu çalışmalar neticesinde de çocukluk çağı beyin ve sinir hastalığıyla mücadele eden çocuklar her çocuk gibi sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürebilir ve hayat kalitesi yüksek kalabilir. Sağlıklı çocuk sağlıklı gelecek demektir. Bu sebeple bireylerin alanında uzman profesyonellerle birlikte doğum sürecini ilerletmesi ve her türlü ihtimalin değerlendirildiği taramalar ve farkındalık kazanmak çocukluk çağı beyin ve sinir hastalıklarının erken teşhisine ve dolayısıyla tedavi edilmesine olanak sağlayabilir.
DevamıTravmalar Beyin ve sinir cerrahisi yani nöroşirürji çok sayıda hastalıkla ilgilenmektedir ve bu hastalıkların arasında travmalar ile travmalara bağlı çok sayıda problem de yer almaktadır. Bu süreçte elbette uzman profesyoneller çok sayıda teknik kullanarak teşhis ve tedavi çalışmaları uygularlar. Cerrahi ve mikrocerrahi uygulamalar, çok sayıda teknolojik cihaz ve profesyonel uzmanlar modern tıptaki tüm gelişmeleri kullanarak beyin ve sinir cerrahisi temelli travmalara çözüm ararlar. Travmalar çoğunlukla dış etkenler sonucu gelişmektedir. Dış faktörlerin etkisiyle oluşan travmalar temele dokulara ve organlara hasar vermektedir. Omurilik ve kafa travmaları bu noktada incelenmesi gereken iki büyük travma çeşididir. Omurilik Travmaları Omurga içinde yer alan sinir ağlarında yaşanan yaralanmalar omurilik travmaları olarak nitelendirilebilir. Başta ekstrem sporlar olmak üzere tüm sporlardaki yaralanmalar, trafik kazaları, yüksekten düşme veya kısa mesafe olsa bile tehlikeli düşüşler yaşama ve silahlı yaralanmalar sonucu omurilik travmalarının oluştuğu görülmektedir. Omurilik travmalarında çeşitli görüntüleme yöntemleriyle teşhis sağlanır ve genellikle cerrahi yöntemlerle tedavi süreci başlatılır. Kafa travmaları da tıpkı omurga travmaları gibi sebeplerden ötürü gerçekleşebilir. Kafa travmaları oldukça tehlikeli sonuçları anlık olarak yaratabileceği için teşhis uygulamaları da aynı şekilde oldukça hızlı sonuçlandırılmalı ve doğrudan gerekli müdahalelerin yapılması gerekmektedir. Bu müdahaleler çoğunlukla cerrahi uygulamaları kapsamaktadır. Bu noktada darbe sonrası sürecin takibi ve oluşturduğu hasarın incelenmesi, travma sürecinin devamında oluşabilecek olası zedelenmeler değerlendirilmelidir. Kafa Travmaları Belirtileri ve Tedavi Uygulamaları Nelerdir? Kafa travmaları genellikle kafaya alınan darbeler üzerinden gerçekleşir. Çoğunlukla sert darbeler üzerinden travma oluşumu gerçekleşse de oldukça hafif darbelerin de travma oluşumunu tetiklediği görülmüştür. Kafatası kemiğinin sağlam yapısına rağmen özellikle yüz ve kafa bölgesindeki derinin hassas olması, alınan etkiye karşılık yeterli tepkinin verilememesine neden olur. Kafa bölgesindeki organlar ile beynimiz darbeler karşısında zarar görmeye daha müsaittir. Travmalar iç ve dışta gerçekleşebilir. İç kanama gibi durumlar olabileceği gibi kesikler aracılığıyla dışarıya doğru kanama da gerçekleşebilir. Aynı zamanda cilt altında kan toplanabilir ve ödem oluşumu gerçekleşebilir. Kaza sonrasına kısa süreli hafıza kayıpları, bilinç kaybı veya bulanıklık, uykulu hal ve uykuya karşı koyamama, bebeklerde çevreye ilginin kaybolması, kasılmalar, denge bozukluğu, baş dönmesi ve ağrısı, kulakta kanama veya kulak ile burundan saydam sıvı gelmesi, konuşma bozukluğu, kollarda ve bacaklarda uyuşma gibi durumlar ise ciddi problemlerin oluştuğunu gösterebilir. Bu gibi durumlarda bireylerin acil bir şekilde sağlık kurumlarına başvurması önerilmektedir. İlk muayenede fiziksel muayene ve olay öyküsü dinlendikten sonra çeşitli görüntüleme yöntemleri ile yaşanan problem tespit edilip şiddetine göre derhal müdahale altına alınmalıdır. Hafif kafa travmalarda süreç problemsiz atlatılabilir ve eğer kesik varsa dikiş atılarak hasta hayatına devam edebilir. Ancak ciddi problemler yaşandıysa cerrahi müdahalelere başvurulabilmektedir. Omurga Travmaları Belirtileri ve Tedavi Uygulamaları Nelerdir? Omurga, omurilik travmaları da kafa travmaları gibi benzer sebeplerle gerçekleşir. Spor, trafik kazaları, iş kazaları, düşmeler ve silahla yaralanmalar omurga travmalarında ana sebeplerdir. Bu gibi problemler üzerine vücutta aniden oluşan bir güçsüzlük, his kaybı, koordinasyon bozukluğu hissediliyorsa, felç oluşumu geliştiyse, tuvalet tutma kabiliyeti kaybolduysa, solunum problemleri geliştiyse, el ve kollarda kontrol tamamen gittiyse, kas zaafiyeti hissediliyorsa veya kanama durumu söz konusuysa hızlı bir şekilde sağlık kurumlarına başvurulması gerekmektedir. Omurilik travmaları da oldukça tehlikeli durumlar doğuracağı için hızlı adım atılmalı ve yaşanan problemin bir an evvel teşhisi sağlanıp tedavi uygulamaları başlatılmalıdır. Tüm travmalar için geçerli olan bu durum, travmanın geliştiği andan itibaren çok önemlidir çünkü o andan tedavi sürecine kadar olan sürecin hızlı tamamlanması hayati açıdan oldukça kritiktir. Tedavide öncelikli hedef ortaya çıkmış nörolojik defistlerin durdurulması, halihazırda mevcut bir instabilite varsa düzeltilmesi ve dekompresondur. İmmobilizasyon, hemodinamik ve otonomik problemlerin iyileştirilmesidir. Bu bağlamda cerrahi, tıbbi ve kortikosteroid uygulamalarına başvurulmaktadır.
DevamıFonksiyonel Hastalıkların Tedavisi Beyin ve sinir cerrahisi yani nöroşirurji kapsamında çok sayıda rahatsızlığın teşhis ve tedavi uygulamaları gerçekleştirilmektedir ve bu rahatsızlıkların bazıları da fonksiyonel hastalıklar kategorisinde gruplandırılmıştır. Nöroşirurji yani beyin ve sinir cerrahisi, beyin ve omurilik dokusunda oluşan yıpranmalar ya da bu dokulara zarar veren tümörlerle, kafa ve omurilik travmaları ve yaralanmalarıyla, beyin damar tıkanıklıkları ve beyin kanamalarıyla, beyin ve omurilik damarlarındaki anevrizmalarla, boyun damarlarındaki daralmalar ve sinir sistemi hastalıklarıyla, yanıt alınamayan epilepsi ve elbette fonksiyonel hastalıkların tedavileriyle ilgilenen bir daldır. Bu rahatsızlıklar hem çocuk hem yetişkin hastalarda görülebilmekte ve her hastalığın kendisine ait farklı teşhis ve tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Beyin ve sinir cerrahisi yani Nöroşirurji branşı günümüz tıp teknolojisinin gelişmesi ve modern tıp tekniklerinin ilerlemesiyle daha çok hamle yapma avantajını cerrahlara kazandırmaktadır ancak her biri oldukça kritik olarak bu rahatsızlıkların teşhis ve tedavi süreçleri mutlaka uzman profesyoneller gözetiminde sürdürülmesi gerekmektedir. Fonksiyonel Hastalıklar Nelerdir? Fonksiyonel Nöroşirürji Nedir? Beyin ve sinir cerrahisinde fonksiyonel hastalıkların tedavisi yani fonksiyonel nöroşirurji ile çok sayıda fonksiyonel hastalığın teşhis ve tedavi çalışmaları yapılmaktadır. Burada başlıca rahatsızlıklar parkinson gibi çoklu fonksiyonlar etkileyen hastalıklardır. Parkinson ve parkinson benzeri hareket bozukluğu meydana getiren hastalıklarda hastalara beyin pili takılması kararı alınabilir. Bu beyin pilinin takılması fonksiyonel nöroşirürji kapsamında gerçekleştirilmektedir. Beyin ve sinir cerrahisi öncesinde, çeşitli medikal tedavi uygulamalarına yanıt vermeyen epilepsi sara hastalarının tedavi uygulamaları da aynı şekilde beyin ve sinir cerrahisi fonksiyonel hastalıkların tedavisi kapsamında uygulanmaktadır. Bu durumda hastaların cerrahi müdahale ihtiyacı doğmaktadır. Beyin ve sinir cerrahisinin fonksiyonel hastalıklara müdahalelerinde ayrıca yerleşmiş felç temelli gerçekleşen adale spazmlarının tedavisinde uygulanan pompaların cerrahi olarak yerleştirilmesi de yer almaktadır. Aynı şekilde sinir stimulatörü yerleştirilmesi, kordotomi, RF, rizotomi gibi ağrı sebepli cerrahi girişimlerin yapılması beyin ve sinir cerrahisi fonksiyonel nöroşirurji dalının ilgilendiği cerrahi operasyonlardır. Kısaca parkinsonda beyin pili yerleştirilmesi, medikal yollarla iyileşme görülmeyen epilepsi sara hastalıkları, adale spazmlarında pompa yerleştirilmesi, hemifasiyal spazm ve trigeminal nevraljide mikrovasküler dekompresyon, vagal sinir stimulatörü gibi cerrahi süreçler beyin ve sinir cerrahisi fonkisyonel nöroşirurji kapsamında değerlendirilir. Epilepsi, Parkinson ve Parkinson Benzeri Hastalıklar Nelerdir? Parkinson ve parkinson benzeri hareket bozukluğuna neden olan hastalıklarda, istirahat halinde titreme, yürüme güçlüğü, hareketlerde yavaşlama gibi semptomlar görüldüğünde beyin pili uygulaması yapılmaktadır. Fonksiyonel hastalıkların doğası gereği birbirinden farklı fonksiyonlara zarar veren hastalıklarda, yani hem parkinson ve parkinson benzeri gibi hareket bozukluğu yaratan hem de uyku problemi, sindirim sistemi bozuklukları ve psikiyatrik problemler oluşturan hastalıklarda beyin pili ihtiyacı gelişebilir. Bu tip ikincil fonksiyon problemleri, beyinde dopamin oluşumunun azalması nedeniyle mücadele edilmesi güç hale gelebilir ve bu tip problemlerle karşı karşıya kalan hastalar hayat standardı bakımından çeşitli yakınmalara sahip olabilirler. Beyin Pili Uygulamaları Beyin ve sinir cerrahisi fonksiyonel hastalıkların tedavisinde en sık rastlanan hastalıklardan biri parkinsondur. Parkinson hastalığının en etkili çözüm yollarından biri de beyin pili uygulamalarıdır. Parkinson hastalığı dışında parkinson hastalığı benzeri hareket bozukluğu oluşturan titreme bozukluğu yani esansiyel tremor, vücutta çeşitli bölgelerde meydana gelen kasılmalar yani distoni, tik hastalığı yani tourette sendromu gibi çok sayıda hareket bozukluğunda beyin pili uygulamasına başvurulmaktadır. Aynı çözüm yolu medikal yollarla tedaviye yanıt vermeyen hastalarda epilepsi sara hastalığı için de geçerlidir. Epilepsi hastalığı beynin normal aktivitelerinde bozulmalar meydana gelmesi sonucu ortaya çıkan klinik bir hastalıktır.
Devamı